Dünyanın Geçmişi: Mu ve Atlantis Kıtaları
Dünyanın geçmişindeki büyük kıtalar Mu ve Atlantis'in tarihçesi ve yıkılış sebepleri.
Geçmiş Dünya Devri
Kitapta dünya, güneş sistemi içinde bir organ olarak tanımlanır ve geçmiş dönemlerindeki büyük değişimlere dair bilgiler verilir:
"Dünya, güneş sistemi içinde bir organdır. Onun da diğer bütün organlar gibi, muayyen hayat devreleri, inkişaf safhaları, inkılâpları, etraftan ve yukarılardan aldığı sayısız tesirlerle bozulan ve tekrar kurulan muvazene durumları vardır."
Mu Kıtası ve İki Büyük Kara Parçası
Kitap, geçmiş dünya döneminin coğrafi durumunu şöyle anlatır:
"Bundan takriben yetmiş bin sene evvel dünyada belli başlı iki büyük kıta vardı. Bunlardan birisi, şimdiki Pasifik denizinin bulunduğu sahayı dolduruyordu. Bu, kuzey tarafı geniş, güney tarafı sivri büyük bir kara parçası idi. İnsanlar buna Mu kıtası derler. Diğeri ise Atlantik okyanusunun bulunduğu yeri işgal eden büyük bir kıta idi."
Bu iki büyük kıta arasını dolduran adalar, takımadalar ve Himalaya bölgesine karşılık gelen kara parçaları bulunuyordu. O dönemdeki dünyanın görünümü bugünkü coğrafi durumdan tamamen farklıydı.
Geçmiş Dünya İnsanları
Bu kıtalar üzerinde bugünkü insanlardan çok daha ileri bir uygarlık yaşıyordu:
"Bu kıtalar üzerinde bugünkü dünya insanlarına nazaran, daha çok müterakki ve medenî insanlar yaşıyordu. Onların dünya ilimlerine ait bilgi ve teknik kudretleri, bugünkü dünya insanlarınınkinin çok üstünde idi. Meselâ, onlar bugünkü dünyada yeni yeni keşfedilen radyoaktif maddeleri, radyoları, televizyonları, elektronik cihazları ve bunlara mümasil teknik vâsıtaları bugünkü dünya insanlarınınkine nisbetle, dünyalarının batışından daha çok evvel keşfetmişler ve hattâ atom enerjisini kendi inkılâplarından bin sene evvel bulup kullanmaya başlamışlardı."
Soysuzlaşma ve İnkılâbın Öncüsü
Kitap, gelişimin zirvesine ulaşan insanlarda ortaya çıkan tehlikeli durumu açıklar:
"Dünyadaki inkişafın zirvesine ulaşan insanların bu hâli, kendilerinde öyle bir gurur ve her şeye kaadir olabildikleri iddiası gibi öyle aşırı bir durum yaratmış idi ki bu durum onları, hidrojen âleminin kaba maddeleri içine daha ziyade gömmek suretiyle, dünyanın tabiî şartlarını mûtat dışı yollardan bozmaya mütemayil birtakım hareketlere sevk etti."
İnsanlar lükse, zenginliğe, konfora ve materyalizme kapıldılar; bütün mutluluklarını kaba madde olanaklarından beklediler. Kitap bunu bir soysuzlaşma olarak nitelendirir:
"Bu da son haddine gelmiş maddî terakki ve inkişafların varlıklarda tevlit ettiği mezbuhane bir çırpınıştı, bir nevi soysuzlaşma idi. Bu soysuzlaşma çok tabiîdir ve vukua gelecek her büyük inkılâbın öncüsüdür."
Kanser Örneği
Kitap, bu soysuzlaşmayı kanser örneğiyle açıklar. Hücreleri yöneten basit varlıklar, gelişim ortamlarının yetersiz kaldığı noktada çırpınmaya başlarlar:
"Bir an geldi ki o, bu inkişaf devresini bitirdi. Daha üst inkişaf vasatlarına hazırlanmak ihtiyacını duymaya başladı. O hüceyrenin, içinde bulunduğu mûtat biyolojik şartlar ve imkânlar bu ileri faaliyet ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değildiler. Binaenaleyh hüceyre varlığı bedenine sığamaz oldu."
Aynı durum toplumsal ölçekte insanlar için de geçerlidir:
"Hulâsa dünya maddesinin son imkânlarını da kullanarak devrelerini bitirmiş geçen dünya devri insanları, varlıklarının daha ileri inkişaf hamlelerine imkân veremeyecek hâle gelmiş olan dünya maddelerinden üstün neticeler beklemenin, âdeta mermerden yağ çıkarmaya çalışmak demek olduğunu bir türlü düşünmek istemediler."
İntikal Günü
Kitap, büyük değişimin ilk belirtilerini ve intikal gününü anlatır:
"Mu kıtasının orasında burasında insan gücünün önleyemeyeceği yer yer sarsıntılar, yer yarılmaları, volkan indifaları görülmeye başladı. Bu hâller gittikçe artarak, şiddetlenerek ve sıklaşarak 80-100 sene kadar sürdü."
Ve sonunda intikal günü geldi:
"Herkes işinde, gücünde çalışırken bir gün bütün kıtalarda birden, yâni dünyanın her tarafında yerler oynamaya başladı. Kıtalar allak bullak oldu. Denizler karalara hücum etti. Yerler çatladı. Korku ve dehşet içinde kaçışan insanlar kütleler hâlinde öldüler. Bu hengâme üç gün devam etti, üçüncü günü iki kıta birden yerin dibine gömüldü ve böylece dünyanın iki muazzam kıtasından birisi Pasifik okyanusunun, diğeri Atlantik okyanusunun dibinde kaybolup gitti."
Kader Mekanizması ve Yeterlilik
Kitap, bu büyük değişimde hiçbir çabanın boşa gitmediğini vurgular:
"Kader mekanizması karşısında hiçbir liyakat gözden kaçmaz, ileri hamlelere müteveccih ve aslî icaplara uygun hiçbir isteyiş geri döndürülmez, hiçbir çırpınış ve hiçbir cehit boşuna gitmez, bilhassa öz varlığın hiçbir ihtiyacı tatmin edilmeden bırakılmaz. Bütün bunlar, kader mekanizmasında kılı kılına ölçülür, biçilir, hesaplanır."
Temel Noktalar
- Yetmiş bin yıl önce dünyada Mu ve Atlantis olmak üzere iki büyük kıta bulunuyordu; bu kıtalardaki insanlar bugünkünden çok üstün bir uygarlık kurmuşlardı.
- Gelişimin zirvesine ulaşan insanlarda materyalizm ve soysuzlaşma başladı; bu her büyük değişimin doğal öncüsüdür.
- Kanser, bulunduğu madde ortamına sığamayan varlıkların çırpınışının bir ifadesidir; aynı durum toplumsal ölçekte de geçerlidir.
- İntikal günü üç gün sürdü; iki büyük kıta okyanusların dibine gömüldü ve dünyanın görünümü tamamen değişti.
- Kader mekanizmasında hiçbir yeterlilik gözden kaçmaz ve hiçbir çaba boşa gitmez.
Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 249-255