Spirit
TemelSyf. 26-30·5 dk okuma

Ruh ve Kâinat İkilisi

Ruh ve madde arasındaki temel ilişki ve bu iki cevherin kâinatın yapısındaki rolü.

Düalite Prensibi ve Değer Farklanması

Kitap, düalite ve değer farklanması mekanizmasının hayatın temelini oluşturduğunu şu cümlelerle anlatmaktadır:

"Hayat baştanbaşa düalite prensibi ile beraber, ona bağlı olan değer farklanması mekanizmasının müşahedesinden ibarettir. Bu hususta bir insanın idraki ne kadar çok artar ve genişlerse bu prensiplere tâbi maddeler ve hâdiseler içindeki teferruat inceliklerine o kadar daha iyi ve derin olarak nüfuz eder."

İlk bakışta kaba hâllerde de düaliteyi gözlemlemek mümkündür; çünkü görünen her madde biçiminde bir düalite vardır. Kitap bu gerçeği insan organizmasından verdiği örnekle somutlaştırmaktadır:

"İnsan organizmasının faaliyetleri, sempatik ve parasempatik iki sinir cümlesinin karşılıklı muvazene durumlarıyla yürütülmektedir. Bu iki sinir cümlesi birbirine zıt istikamette bedenin her uzvunda karşı karşıya dikilmiştir. Öyle ki meselâ kalpte sempatik cümle (+), parasempatik cümle (-) roller alıyorsa, sempatik cümlenin (-) rol aldığı midede parasempatik cümle (+) rol almaktadır."

Bu iki sinir sisteminin dengelenme durumları, vücudun bütünlük oluşturan işleyişinin sürmesinde temel bir rol oynar. Bunlardan biri bir organı uyarıp çalışmasını hızlandırırken, karşısına zıt karakterde dikilen diğeri aynı organı durdurmaya ya da yavaşlatmaya çalışır. Böylece birinci sistemin etkilerini frenleyerek onun zararlı olabilecek hızını sınırlamış ve vücudu korumuş olur.

Cinsiyet ve Hislerde Düalite

Düalitenin varlıklardaki en güçlü görünümünü cinsiyet durumlarında görürüz:

"Bir araya gelmiş olan erkekle dişi, bir birim düalite teşkil eder. Bunlar birbirinin hem zıddı, hem de destekleyicisidir. Bu tarzda onların karşılıklı durumları ve münasebetleri bir aile ünitesinin her cepheden yürüyüşünü ve selâmetini sağlar. Bu iki zıt arasındaki muvazenenin tam olarak bozulması ise ailenin dağılması demektir."

Duygularda da düalite vardır: sempati-antipati, sevgi-nefret, dostluk-düşmanlık, bencillik-fedakarlık gibi. Kavramlarda da düalite vardır: iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik gibi. Sonuç olarak her kaba hâlde düaliteyi görmek ve bulmak mümkündür. Ancak düaliteyi daha mudil hâllerde görmeye çalışmak gerekir.

Düalite ve Değer Farklanmasının Birlikteliği

"Eğer düalite prensibi; değer farklanması mekanizmasıyla desteklenmez, tek başına kalırsa hiçbir işe yaramaz ve kıymetini kaybeder. Düalite prensibi ve değer farklanması mekanizması, muayyen bir fonksiyonun ifası için birbirine intibak etmiş, biri diğerinin mevcudiyetiyle faaliyete girebilen iki mekanizmadır. Daha doğrusu değer farklanması, düalite prensibinin ek mekanizmasıdır."

Maddenin herhangi bir kademedeki durumu, o anda o maddede bulunan hareket mudilelerinin toplamının görünümü demektir. Bir maddenin yapısındaki hareket içeriğinin herhangi bir biçimde azalması ya da artması, o maddenin değerlerinin değişmesi anlamına gelir. Bu da o madde ünitesinin zıtlarından birine ya da diğerine dışarıdan gelecek tesirlerle olur; çünkü tesir de bir harekettir.

"Bir birim düalitenin birbirine zıt iki nevi hareket mudilesinden, yâni iki zıt değerinden birisine diğerinden daha çok tesir gelmesi, o ünitenin veya birimin değer farklanmasını mucip olur. Şu hâlde, gelen tesirler birer değer demektir. Böylece zıtlardan birisinin diğerine nazaran fazla değer alması, o zıtlar arasında mevcut olan muvazenenin bozulmasını intaç eder."

Bozulan bu dengenin yeniden kurulması için, zıtların fazla değerli olan tarafından diğer tarafa doğru bir akış meydana gelir; bu akışın maddedeki karşılığı da harekettir. Farklı yönlerde gerçekleşecek bu hareketlerle maddenin hâl ve biçimleri üzerinde pek çok değişme ve yenilik ortaya çıkar.

Ruh ve Kâinat Düalitesinde İcap Mefhumu

Ruh ve kâinat düalitesinde şunu asla unutmamak gerekir:

"Ruhların tekâmül ihtiyaçlarına göre vâki olan her davranışlarına, kâinat cüzülerinin tam bir intibakla cevap vermesi ancak, ruhların bu davranışlarını madde cevheri üzerine aksettiren ve her madde cüzünün ve bütününün göstereceği reaksiyonları da ruhlara aksettirmek suretiyle iade eden aslî prensibin icaplarıyla tahakkuk eder."

Ruhların ihtiyaçları yüksek prensiplerin icaplarına göre kâinata tesirler hâlinde yansıtılır. Kâinata yansıyan bu ihtiyaçlara o anda cevap vermek, madde cevherinin karakter zorunluluğu olduğundan, maddenin bu zorunlulukla verdiği cevap yine aynı kanallardan, aynı icaplarla ruhlara geri yansıtılır. Kâinatımızda, kâinatlarda ve kâinatlar üstünde bulunan ruhlar arasında icap her şeyi kapsar. İcap, aslî prensipte belirlenmiş durumların ifadesidir.

Ayna Sembolü ve Zaman-Mekân Kayıtları

Kitap, ruhlar ile kâinat arasındaki bu karşılıklı yansımayı bir ayna sembolüyle açıklamaktadır:

"Buradaki ayna sembolünü dünya zaman ve mekânına uydurup, ruhları bir tarafta, aynayı karşılarında, kâinatı da öbür tarafta düşünerek ve aralarındaki mesafelere göre, bahsedilen inikâsları muayyen müddetlerle ölçmeye kalkışarak mülâhazalar yürütmemelidir. Zira kâinatımız üstü hakikatlerde dünyamıza mahsus zaman ve mekân durumları yoktur."

Zaman ve mekan kısıtlamalarından bağımsız kalarak ayna-ruh-kâinat kavramlarını iç içeymiş gibi kabul etmek ve bu sürece aynı anda olup bitiyormuş gözüyle bakmak gerekir. Burada önemle hatırlatılmalıdır ki bu sezgi insanı hiçbir zaman vahdet-i vücut kavramına sürüklememelidir. Yüksek prensiplerle ruhların ve kâinatların tek bir varlık hâline girebileceği düşüncesi, anlatılmak istenen gerçeklerle tamamen zıt bir yöne götürür.

Kâinatlarla Ruhlar Arasındaki Erişilmezlik

"Şurası bir hakikattir ki cevherleri birbirine nazaran daha bol imkânlara mâlik ve daha üstün olan, binaenaleyh ruhların daha ileri ihtiyaçlarına cevap verebilecek kabiliyetler gösteren namütenahi kâinatlar serisinin hiçbir parçası veya bütünü ruhlara erişemez. Nitekim ruhların da herhangi bir kâinat cevherinden menşelerini almış olmaları imkânı düşünülemez. Kâinatlarla, kâinat cevherleri ile ruhlar arasında kat'î bir erişilmezlik vardır."

Bu erişilmezlik, ruhun ve kâinat cevherlerinin özlerinden kaynaklanır. Eğer ruhlar ve kâinatlar birbirinden bir şeyler alıp verebilselerdi ve aynı özelliklere sahip, aralarında ortak cevher değerleri bulunsaydı ruh ve kâinat ikiliğine gerek kalmazdı ve tekâmülün de anlamı kaybolurdu. Aynı şekilde kâinat cevherlerinin inkişafla ya da başka bir yoldan birbirine dönüşeceği de düşünülemez. Bu cevherlerin birbirine geçmesi mümkün değildir. Bir kâinat inkişaf ederek üst bir kâinatı oluşturmaya doğru kayamaz; o kâinat ancak sonsuz denebilecek geniş imkanlar içinde toplanır, dağılır ve tekrar toplanır, dağılır.

Temel Noktalar

  • Hayat baştanbaşa düalite prensibi ile ona bağlı değer farklanması mekanizmasının gözlemlenmesinden ibarettir; bu iki mekanizma birbirinden ayrılamaz.
  • Bir birim düalitenin iki zıt değerinden birine diğerinden daha çok tesir gelmesi, değer farklanmasına yol açar ve bozulan dengenin yeniden kurulması için hareketler meydana gelir.
  • Ruhların tekâmül ihtiyaçları aslî prensibin icaplarıyla kâinata tesirler hâlinde yansıtılır ve kâinatın cevapları aynı kanallardan ruhlara geri iletilir.
  • Ruh-kâinat ilişkisinin ayna sembolüyle açıklanmasında dünya zaman ve mekan kısıtlamalarından bağımsız kalmak ve bu gerçeği vahdet-i vücut gibi yanlış kavramlarla karıştırmamak gerekir.
  • Kâinatlarla, kâinat cevherleri ile ruhlar arasında kesin bir erişilmezlik vardır; bu erişilmezlik her iki tarafın özlerinden kaynaklanır.

Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 26-30

Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 26-30

Paylaş