Düalite Prensibi
Kâinatın iki kutuplu yapısı: ruh-madde, tesir-madde, ahenk-ahenksizlik düaliteleri.
Ruhun Yeri Meselesi
Kitap, ruhun mekanı hakkındaki derin bilgiyi şöyle verir:
"Ruh, kâinatın içinde değildir. O hâlde nerededir? İç ve dış mefhumları kâinata mahsus realiteler olduğundan ruh, kâinatın dışındadır da denilemez. Çünkü kâinatın dışı, başka bir kâinatın içi demektir. Yâni kâinatın dışı diye boş bir saha yoktur. Fakat bu sözlere bakıp kâinatları birbiri içine girmiş küreler hâlinde tasavvur etmek de hatâdır."
Kitap, kâinatları iç içe geçmiş küreler şeklinde düşünmenin yanlış olacağını şöyle açıklar:
"Böyle bir şey de olmaz. Esasen böyle, birbiri içine girerek genişleyen küreler şeklinde kâinatları kabul etmek, gene onlara birer mekân tahsis etmek ve o mekânların hudutlarını çizmek olur ki bu yanlıştır."
Projektör Sembolü
Kitap bu sezgiyi aktarabilmek için bir örnek gösterir:
"Beyaz camlı bir projektörü boşluğa aksettiriniz. Projektör ziyasının beyaz renkli görünüşü muayyen bir madde kâinatı cevherinin imkânları olsun. İşte bu, bütün hakikatleri ile ve realiteleri ile başlı başına bir kâinattır. Şimdi bu projektörün beyaz olan camını değiştirerek mavi yapınız. Bu defa mavi renkli bir projektör ziyası hâsıl olacaktır. Bu da mahiyeti ve imkânları evvelkinden tamamen başka olan diğer bir kâinattır."
Kitap, bu örneğin doğru anlaşılması için önemli bir uyarıda bulunur:
"Burada hatalı bir düşünceye sapmamak için çok büyük bir dikkatle şu noktayı belirtmek gerekir ki mavi projektörden bahsedilirken, beyaz projektörün kaybolup mavi projektörün onun yerine geldiği veyahut iki projektörün birbiri üzerine eklenerek karışık bir ziya mudilesi meydana getirdikleri veyahut da bu iki projektörden birisinin diğeri hesabına zayıfladığı ve değiştiği gibi, gene hep mekânla kaim olan zaruretleri asla düşünmemek lâzım gelir."
Kitap, her iki projektörün durumunu şöyle açıklar:
"Burada her iki projektör de birbirine karışmadan, birbiriyle hiçbir şekilde alışverişe girişmeden, kendilerine mahsus bütün kıymet ve vasıflarından hiçbir şey kaybetmeden her biri tek başına — sanki kendisinden başka projektör ziyası yokmuş gibi — mevcudiyet arz eder."
Bu sezgiyi genişleterek şöyle devam edilir:
"Böylece, hiçbir mekân tahsis etmeden iki kâinatın mevcudiyeti sezilebilir."
Kitap, projektör camlarını sonsuz renklere çoğaltarak sezgiyi derinleştirir:
"Şimdi, sembol olarak ele aldığımız projektör camlarını böyle iki renkli değil de üç, beş, yüz ve namütenahi renklerde kabul ederek, hepsinin aynı şekilde tezahür ettiğini düşününüz. O zaman, zaman ve mekân mefhumları dışında, kâinat cevherlerinin birbirine karışmadan, birbiriyle hiçbir münasebeti bahis mevzuu olmadan namütenahi mevcudiyetleri hakkında kuvvetli sezgiler elde etmiş olursunuz."
Kâinatlar Sonsuzdur
Kitap, kâinatların sonsuzluğunu şöyle bildirir:
"Kâinat bir tane değildir. Kâinatlar sonsuzdur. Ve kâinatların sonsuzluğu mutlak erişilmezliğin bir zaruretidir. Bu sonsuz kâinatların hiçbirisi diğerinin mahiyetini taşımaz. Ve her kâinatın karakteri o kâinatın anası olan esasî cevheri ile taayyün eder. Bizim kâinatımızın esasî veya aslî cevheri, mutlak hareketsizlik ve amorf olan madde hâlidir."
Ruhlar ve Kâinatlar
Kitap, ruh ile kâinat arasındaki ilişkiyi şöyle açıklar:
"Aktif ve tekâmül ihtiyacı olan ruh, pasif kâinatlar için bir gayedir. Yâni ruhlar, davranışlarının akislerini kâinat cevherleri üzerinde göre göre ihtiyaçlarını giderirler. Şu hâlde kâinatlar, ruhların tekâmül dediğimiz ihtiyaçlarına cevap veren sahalardır."
Kitap bu gerçeği sembolik olarak şöyle ifade eder:
"Kâinatlar, ruhların tatbikatlarına yarayan ve o tatbikatların neticelerini tekrar ruhlara aksettiren, kendi cevherlerine has birer vasattır."
Ruhlarla kâinatların birbirlerine olan ihtiyacı şöyle belirtilir:
"Ne kâinatlar mevcut olmazsa ruhların bilemediğimiz kendilerine mahsus yüksek ihtiyaçları giderilebilir, ne de ruhlar olmazsa kâinatların hikmet-i vücudu ortada kalır. Bunlar birbirleri ile daima başbaşa yürürler."
Aslî Prensip ve Erişilmezliğin Aşılması
Kitap, ruhlarla kâinatlar arasındaki erişilmezliğin nasıl aşıldığını şöyle anlatır:
"Ruhla kâinat arasındaki münasebetler, katiyen direkt olmayıp endirekt yollardan vukua gelmektedir."
Bu dolaylı ilişkinin arkasındaki büyük gerçek şöyle bildirilir:
"Hem namütenahi bir sıra takip ederek düzenlenmiş çeşitli ve her birinin mahiyeti başka cevherlerden müteşekkil, birbirinden daha şümullü ve sonsuz varyeteleri havi kâinatların üstünde, hem de bu kâinatlarda ebediyen tekâmüllerine devam edecek olan namütenahi vüs'at ve şümullere sahip ruhların üstünde, her ikisine hâkim yüksek prensipler vardır ki bunlar ruhların ve kâinatların ileriye ve geriye doğru olan bütün durum ve mukadderlerini tâyin, takdir ve tensip ederler."
Bu prensip hakkında kitap şöyle der:
"Bunların mahiyetlerini biz ne biliriz, ne de onlar hakkında en küçük bir sezgiye sahip olabiliriz. Zira bu büyük hakikat sonsuz ruhlar âleminin ve ebedî kâinat cevherleri zincirinin üstünde, mutlak bir erişilmezlikle onlardan ayrılmış bulunmaktadır. Aslî prensip dediğimiz bu hakikatin izahına dair bir tek fikir beyan etmekten, bir tek söz söylemekten âciziz."
Ruhlarla kâinatların birbirine yansıtılması şöyle anlatılır:
"Ruhlarla kâinatlar bu yüksek prensip muvacehesinde, sanki bir aynadan aksettiriliyormuş gibi birbirlerine aksettirilirler."
Düalite Prensibi ve Değer Farklanması
Kitap, düalite prensibine girerken maddelerin tezahür mekanizmasını şöyle açıklar:
"Maddelerin tezahür imkânlarını gerçekleştirebilmeleri, muhitlerinde gösterecekleri faaliyetlere bağlıdır. Hâlbuki hareketsiz faaliyet olmaz. Yâni bir maddenin faaliyeti demek, onun hareket göstermesi demektir. Maddelerde hareketin zuhur edebilmesi ise muvazene değişmeleri ile mümkün olur."
Düalite prensibinin tanımı şöyle verilir:
"Binaenaleyh âlemimizdeki maddenin bünyesinde hareketin husule gelebilmesi için evvelâ, muvazeneyi temin eden iki zıt unsurun mevcut olması, sonra da bu unsurlardan birisine fazla değer eklenmek suretiyle muvazenenin tekrar teessüs etmek üzere bozulması lâzım gelir. İşte maddedeki bu zıt unsurların mevcudiyeti ve o unsurlar arasındaki değerlerin farklandırılması, düalite prensibi ve değer farklanması realitelerini ifade eder."
Düalite Mekanizması
Kitap, düalite mekanizmasının işleyişini şöyle ayrıntılandırır:
"Âlemimizin amorf ilk cevherinden itibaren dünyamızın ilk maddesine ve ondan da daha ötelere kadar uzanan bütün kâinat cüzülerinde sayısız hareket mudilesi vardır. Bu cüzülerin sonsuz kalite ve kantitedeki tezahürlerini neticelendiren bu hareketler, maddede birbirine tamamen zıt karakterde, aynı zamanda muvazene prensibi esasına göre, birbirini destekleyici mahiyette iki ayrı değer grubu teşkil ederler."
Muvazenenin bozulması ve değer akışı şöyle anlatılır:
"Madde kombinezonlarının bünyelerinde muvazene hâlinde bulunan bu zıt değerlerden birisinin diğerine nisbetle fazla yük, daha doğrusu fazla tesir alması; aralarındaki muvazenenin bozulmasını intaç eder ve bozulan bu muvazene unsurlarının tekrar muvazene hâline girebilmeleri için birinden diğerine doğru değer akışları başlar ki bu durum çeşitli hareketin zuhuruna sebep olur."
Birim Düalite Kavramı
Kitap, birim düalite kavramını şöyle anlatır:
"Böylece her madde kombinezonu iki zıt değerin hâsılası olan bir üniteden ibarettir. İki zıt değeri ihtiva eden bu madde ünitesinin veya madde kombinezonunun zıtlarından yalnız bir tekini ele alırsak onun da gene iki zıt değerden müteşekkil olduğunu görürüz. Bu hâl tâ aslî maddeye kadar böylece devam eder, gider. Bu sebepten bu madde kombinezonlarının her birine birer birim düalite demek lâzım gelir."
Mıknatıs Lamı Örneği
Kitap, birim düaliteyi somutlaştırmak için şu örneği verir:
"Çok kaba olmakla beraber, bu birim düalite hakkında basit bir fikir verebilmek için uzun bir mıknatıs lâmını misal olarak gösteriyoruz. Bu lâm, tam ortasından itibaren bir yarısı (+), diğer yarısı (-) işaretli birbirine zıt karakterde iki türlü mıknatısiyet tezahürü gösteren bir ünitedir, bir birimdir."
"Bu birimin iki ayrı işaretli zıt değerinin birleştiği tam ortasındaki nokta nötürdür, yâni orada mıknatısiyet tezahürü yoktur. Bir ünite olarak ele aldığımız bu lâmı nötür noktasından keserek sağ ve sol tarafa düşen yarılarını ayrı ayrı incelersek onların da her birinin gene bir yarısı (+), diğer yarısı (-) işaretli olmak üzere birbirine zıt ikişer mıknatısiyet tezahürü gösteren başlı başına birer birim düalite hâline girdiklerini müşahede ederiz."
"Bu lâmlar mütemadiyen ortalarından kesilip ikişer parçaya ayrıldıkça düalite tezahürleri de böylece devam edip gider. Yâni mıknatıs lâmının her bölünüşünde birbirine zıt karakterli iki mıknatısiyet unsuru bir evvelkinden daha küçük olmak üzere yeni üniteleri, yeni birimleri meydana getirir."
Dünyada Daima İkilik
Kitap, düalite prensibinin kapsamını şöyle bildirir:
"Dünyada daima ikilik mevcuttur. Her şeyde, maddenin bütün radyasyonlarında, maddenin esasında, teferruatında, maddenin varyasyonları olup da maddeden arî gibi görünen bütün ruhî hâllerde, cansız denilen maddelerde, canlı denilen maddelerde, fertlerde, fertlerin birbirlerine karşı durumlarında, kolektivitede, hislerde, fikirlerde velhâsıl müşahede edilebilen ve edilemeyen dünyanın bütün şartlarında düalite prensibi ve değer farklanması mekanizması hâkimdir."
Maddenin bünyesindeki düalitenin zorunluluğu şöyle vurgulanır:
"Bir ünitede bu zıt unsurların mevcut bulunması şarttır. Zira bu olmaksızın madde teessüs edemez, yaşayamaz, dağılır. Ve madde mevcut olamayınca da hiçbir şeyin varlığından bahsedilemez."
"Dünyada ve bütün âlemimizde tek, vâhit gibi görünen her şey aslında birbirine zıt karakterde, birbirinden aslâ tecrit edilemeyen zıt durumda iki değerden müteşekkildir. Fakat bu zıt değerler birbirinden müstakil, tamamen ayrı iki unsur değil, bir tek birimin karakterini meydana getiren, birbirine bağlı fakat zıt görünüşlü iki unsurdur."
Düalitenin Temel Bilgisi
Kitap, düalite hakkındaki temel bilgiyi özet olarak tekrar eder:
"a — Birim, düalitenin ismidir. Onun için buna birim düalite diyoruz."
"b — Düalitenin zıtları tek birer değerden ibaret değildirler. Onlar da gene daha küçük çapta birer birim düalitedirler, yâni beheri birer düalite olan birimlerdir."
"c — Düalite ilk maddenin teşekkülü bahsinde izah edileceği gibi, hareketin ilk kaynağı ve esasıdır."
"d — Düalite mekanizması olmaksızın hareket ve hareket olmaksızın madde hâl ve şekilleri mevcut olamaz."
"e — Düalite ruh ve madde durumunun dünyâdaki aslî görünüşüdür."
Düalite ve Ruh-Madde İlişkisi
Kitap, düalitenin en derin yönünü şöyle açıklar:
"Maddenin oluşundaki gaye, onun ruha hizmet etmesidir. Ruha hizmet etmek ise maddenin her türlü şekil ve hâller içinde, inkişaf imkânlarının ruh tarafından kullanılmasıyla olur. Onun bu imkânlarının kullanılabilmesi de ruhtan gelen endirekt tesirlerle birtakım hareketlerin maddede zuhur edebilmelerine bağlıdır. Hâlbuki maddedeki her hareketin vukuu imkânı, ancak düalite prensibi ve değer farklanması mekanizması ile mümkün olur."
Düalitenin ruh-madde ikiliğini ifade ettiği şöyle belirtilir:
"Demek ki düalite, değer farklanması mekanizması madde-ruh düalitesi zaruretinin bir ifadesidir. Daha doğrusu maddedeki düalite prensibi bu cepheden mütalaa edilince, ruh-madde ikiliğinin kâinattaki aslî görünüşü, yâni — yüksek prensipler karşısında — zarureti olur."
Düalite Aslî Prensip Tarafından Konulmuştur
Kitap, düalitenin kaynağını şöyle bildirir:
"Şu hâlde bütün maddelerin hayatiyetini ve oluşlarını temin eden düalite prensibi; maddeyi unsurlara vâzetmek suretiyle esas yapı olarak aslî prensip tarafından onun bünyesine konulmuştur. Aslî prensip İlâhî bir prensiptir."
Varlığın bu gerçek karşısındaki durumu şöyle ifade edilir:
"İşte bir varlık, bir beden bu suretle anlar ki kendisi bir ruh olmayıp ruhun kâinattaki inikasıdır ve bütün hâl ve durumlarıyla, bir ruhun ihtiyacına cevaplar veren ve o ihtiyacı aksettiren, ruhu temsil eden bir varlıktır."
Düalitenin Somut Örneklerdeki Tezahürleri
Kitap, düalitenin somut örneklerini şöyle sıralar:
"İlk nazarda kaba hâllerde de düaliteyi müşahede etmek mümkündür. Zira görünen her madde şeklinde de bir düalite vardır."
İnsan organizmasındaki düalite örneği şöyle verilir:
"Meselâ insan organizmasının faaliyetleri, sempatik ve parasempatik iki sinir cümlesinin karşılıklı muvazene durumlarıyla yürütülmektedir. Bu iki sinir cümlesi birbirine zıt istikamette bedenin her uzvunda karşı karşıya dikilmiştir."
Cinsiyetteki düalite şöyle açıklanır:
"Düalitenin, varlıklarda en kuvvetli tezahürünü cinsiyet hâllerinde görürüz. Bir araya gelmiş olan erkekle dişi, bir birim düalite teşkil eder. Bunlar birbirinin hem zıddı, hem de destekleyicisidir."
Hislerde ve kavramlarda düalite ise şöyle ifade edilir:
"Hislerde de düalite vardır: sempati-antipati, sevgi-nefret, dostluk-düşmanlık, hodkâmlık-diğerkâmlık... gibi. Keza mefhumlarda da düalite vardır: iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik... gibi."
Değer Farklanması Mekanizması
Kitap, düalite prensibinin değer farklanması olmadan tek başına işe yaramayacağını şöyle vurgular:
"Eğer düalite prensibi; değer farklanması mekanizmasıyla desteklenmez, tek başına kalırsa hiçbir işe yaramaz ve kıymetini kaybeder. Düalite prensibi ve değer farklanması mekanizması, muayyen bir fonksiyonun ifası için birbirine intibak etmiş, biri diğerinin mevcudiyetiyle faaliyete girebilen iki mekanizmadır. Daha doğrusu değer farklanması, düalite prensibinin ek mekanizmasıdır."
Temel Noktalar
- Düalite prensibi, maddenin bünyesinde birbirine zıt iki değer grubunun denge hâlinde bulunmasıdır; bu dengenin bozulması hareketi doğurur.
- Birim düalite, iki zıt değerin bileşkesi olan bir ünitedir ve aslî maddeye kadar her madde kombinezonu bu yapıdadır (mıknatıs lamı örneği).
- Düalite ve değer farklanması olmadan hareket oluşamaz, hareket olmadan madde hâl ve şekilleri var olamaz.
- Düalite, ruh-madde ikiliğinin kâinattaki aslî görünüşüdür; maddenin ruha hizmet edebilmesi ancak düalite mekanizmasıyla mümkündür.
- Bu prensip, aslî prensip (İlahi prensip) tarafından maddenin bünyesine temel yapı olarak yerleştirilmiştir.
- Düalite prensibi ve değer farklanması mekanizması, dünyada ve bütün âlemimizde gözlemlenebilen ve gözlemlenemeyen her şeyde geçerlidir.
Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 17-26
İlgili Konular
Ruh ve Kâinat İkilisi
Ruh ve madde arasındaki temel ilişki ve bu iki cevherin kâinatın yapısındaki rolü.
Vicdan Düalitesi: Ahenksizlik ve Ahenk
Vicdanın iki kutuplu yapısı: ahenk (uyum) ve ahenksizlik (uyumsuzluk) gerilimi.
İyilik ve Kötülük Mefhumu
İyilik ve kötülük kavramlarının spiritüel mahiyeti ve onların aslî kaynağı.