Spirit
TemelSyf. 30-35·5 dk okuma

Tekâmül Kavramı

Tekâmül kanunu — ruhun ve kâinatın daha yüksek hâllere doğru sürekli inkişafı.

Namütenahi Kâinatlar ve Tekâmülün Ebediyeti

Ruhun ve kâinat cevherlerinin özlerinden kaynaklanan erişilmezlik, tekâmülün temel zeminini oluşturur. Kitap bu gerçeği şöyle ortaya koymaktadır:

"Eğer kâinatların zamanla ve inkişafla birbirine inkılâp edebilmeleri bir hakikat olsa idi, o zaman ayrı ayrı kâinat cevherleri ve ayrı ayrı kâinatlar kabul etmek lüzum ve zarureti ortada kalmazdı. Ve bir tek kâinat ruhlara ebediyen bir tekâmül vasatı olarak kalırdı. Fakat bu durum, ruhun ebedî tekâmül ihtiyacı mefhumu ile kabili telif olamaz."

Ne kadar sonsuz imkanları olursa olsun, özü değişmeyen, aynı cevher niteliğinde kalan bir kâinat, ruhun sonsuz ihtiyaçlarını karşılamaya yetmez. Böyle tek bir kâinat düşüncesi, ruhlarla kâinatın aynı değerde ve aynı düzlemde bulunması zorunluluğunu doğurur ki bu da ruh ve kâinat ikiliğine ve tekâmül düşüncesine tamamen aykırıdır.

"Sonsuz imkânları dahi kabul olunsa, bir tek mahiyetin sonsuz şümule mâlik ruhun tekâmülü karşısında vereceği sezgi başka, birbiriyle katiyen benzerliği olmayan namütenahi mahiyetlerin namütenahi imkânlarının vereceği sezgi gene başkadır."

Ruhların sonsuz tekâmülü gerçeğine yaraşan durum, birbirinden tamamen ayrı niteliklerde ve her birinin kendine özgü bambaşka karakterlerde sonsuz inkişaf imkanlarına sahip namütenahi cevherlerin var olması durumudur.

"Ancak böyle namütenahi cevher mahiyetlerinin her birinde sonsuz tekâmül devreleri geçirmesi iledir ki ruhların tekâmüllerinin ebediyeti hakikati asıl mânâsını ve kıymetini bulur."

Tekâmülün Ebediyetinin Zarureti

Kitap, ruhun tekâmülünün sonsuzluğunu kabul etmenin bir zorunluluk olduğunu şu sözlerle açıklamaktadır:

"Hiçbir isimle yadedemeyeceğimiz, sezgimizin dahi hiçbir şekilde ulaşamayacağı o erişilmezliklerin erişilmezliği; ruhların hiçbir vakit olup bitmiş bir hâle, mutlak kemal hâline giremeyeceklerini ve ebediyen tekâmül ihtiyaçlarından kurtulamayacaklarını zarurî kılar."

Ruhların sonsuz tekâmülünü zorunlu kılan etken, ruhların aslî prensibe hiçbir zaman erişemeyecekleri gerçeğinin bir zorunluluğudur. Ruhların aslî prensibe erişememelerini zorunlu kılan etken ise her şeyin üstünde ve bütünlerin bütünü olan, akıllara, hayallere, duygulara sığmayan, hiçbir isimle ifade edilmesi mümkün olmayan "Allah"ın erişilmezliklerin erişilmezliği zorunluluğudur.

"Bu hakikati tereddüt etmeden ve münakaşa mevzuu yapmadan böylece olduğu gibi kabul etmek de zaruretlerin en büyüğü ve selâmet yolunun tek istikametidir."

Tekâmül İcaplarının Kâinata Yayılışı

Ruhların tekâmülüne yönelik olarak aslî prensipten gelen icaplar, kâinatımızın üst sınırından içeri girerek kâinatta tesir biçiminde ortaya çıkarlar:

"Kâinatın bilemediğimiz üst hudutlarında, ileride gene bahsedilecek olan üniteden süzülerek madde kombinezonlarının namütenahi inkişaf ve kabiliyet imkânlarına göre onları ve kendilerini çeşitli formasyonlara, transformasyonlara ve deformasyonlara uğrata uğrata üstten itibaren aşağılara doğru yayılarak, dağılarak inerler ve varacakları noktalara ulaşarak orada ruhların ihtiyaçlarına göre tezahürlerini gösterirler."

Hangi varlıktan, hangi kademeden geçerse geçsin, her tesir mutlaka bir icabı taşır. Bu icap da tesirlerin ulaştıkları kademedeki maddelerin ya da varlıkların bağlı oldukları ruhların tekâmül ihtiyaçlarını içerir. Kâinatın hiçbir zerresi bu tesirlerden bağımsız değildir.

"Aslî prensipten gelen icaplar kâinatın üst kademesini işgal eden ünite'ye yayılırlar. Ve orada bu tesirler bir vahdet teşkil ederler. Böylece, ünite ile birleşmiş olan bu icaplar; tesirler hâlinde ünite'den süzülüp her varlığın ihtiyacına uygun olarak kâinat içindeki topluluklara, fertlere, maddelere ve varlıklara, en küçük zerrelere kadar bütün madde cüzülerine dağılırlar."

Bu tesirler mekanizmasıyla kâinatın gidişatı ve akışı sağlanır. Varlıkların ruhlarla, birbirleriyle ve maddelerle olan ilişkileri kurulur ve böylece kâinattaki inkişaf belirli hedefine doğru ilerler.

Varlık Mefhumu

Kitap, varlık kavramını şöyle tanımlamaktadır:

"Varlık; aslî prensibin icaplarını taşıyan ve ruhlarla alâkalı bulunan tesirlerin; herhangi bir ruhun, kâinat sonuna kadar kendisine hizmet etmesi için, muayyen inkişaf kademesindeki maddeler arasından toplayarak sentezleştirdiği bir madde ünitesi, daha doğrusu bir tesirler mudilesidir. Şu hâlde her varlık, muayyen bir ruhun kâinat sonuna kadar hizmetine tahsis edilmiş bir tekâmül vâsıtasıdır."

Varlık, hizmetinde bulunduğu ruhun kâinattaki sembolüdür. Herhangi bir ruhun hizmetindeki varlık o ruhun bütün davranışlarını, kıpırdanışlarını ve ihtiyaçlarını tam olarak ifade ettiğinden, ona ruhun kendisiymiş gibi de bakabiliriz. Ruh ortadan kalkınca ona ait bütün ifadeler ve görünümler silinecek ve varlık o anda dağılacaktır.

Varlığın kâinatta iki yönlü işlevi vardır: Bunlardan biri onun ruh karşısında yalnızca bir laboratuvar aracı olması, diğeri ise maddeler arasında ruhun bir temsilcisi konumunda bulunmasıdır.

İnkişaf ve Tekâmül Farkı

"Maddelerin ruhlarla muvazi olarak ilerlemeleri mefhumlarını inkişaf ve tekâmül kelimeleriyle birbirinden ayırmak lâzım geliyor. Zira bunlar ayrı ayrı şeylerdir. İnkişaf, kâinat içindeki maddelerin bünyelerindeki hareketlerin artması, maddî kombinezonlarının mudilleşmesi, tesirlere hedef olma sahalarının genişlemesi, değerlerinin artması hâlidir. Tekâmül ise ruhların hizmetlerinde bulunan varlıklardaki inkişaflara paralel durumlarıdır."

Tekâmülün seyrini incelemek, ona araç olan varlığın ve bu varlığa araç olan maddelerin inkişaf biçimlerini ve gidişatlarını anlamak demektir.

Manevî Değerlerin Hakikati

Kitap, insanların manevi saydıkları durumların gerçek niteliğini açıkça ortaya koymaktadır:

"Filhakika insanların manevî değerler izafe ettikleri ve madde üstü saydıkları bütün beşerî hareket tarzları, hâlleri, duygu ve düşünüşleri, inanışları; seyyaliyeti artan madde fonksiyonundan başka bir şey değildir. Ancak, şimdiye kadar insanların bu hakikati bu kadar açıklığı ile görememeleri icap ediyordu. Tâ ki onlar bu realiteler içinde geçirilmesi zarurî olan imtihan ve tecrübelerini selâmetle yapabilsinler."

İnsanların sevgiyle ilgili duygusal hareketler diye adlandırdıkları birçok eylem, yüksek bir sempatizasyon imkanının, yüksek bir madde seyyaliyetinin ifadesidir. Bütün antipatiler, sempatiler, kin, gaddarlık, bencillik, fedakarlık -- kısaca bütün duygu ve düşünceye ait değerler -- insanların idraklerinin henüz tanımadığı, ama dünyada mevcut maddelerden yayılan çeşitli niteliklerdeki enerjilerin görünümleridir.

Ancak maddenin kendi başına hiçbir harekete gücünün olmadığı hatırlanırsa, varlığın gösterdiği bütün bu hareketlerdeki madde olmayan ifadeler ortaya çıkar. İdrak bunun en güzel örneğidir: Dış görünüşüyle idrak maddede oluşur ve maddi titreşimlerle görünür; aynı zamanda ruhun kâinata yansımış davranışlarının maddedeki karşılığıdır. İdrakin hareket hâlindeki durumu maddeye, ifade bakımından durumu ruha aittir.

Temel Noktalar

  • Ruhun sonsuz tekâmülünün zorunluluğu, erişilmezliklerin erişilmezliğinden ve ruhların aslî prensibe hiçbir zaman erişemeyecekleri gerçeğinden kaynaklanır.
  • Tek bir kâinat düşüncesi ruhun sonsuz tekâmülü kavramına uymaz; namütenahi cevher niteliklerinin var olması zorunludur.
  • Aslî prensipten gelen icaplar ünite'de bir vahdet oluşturur ve oradan tüm kâinata tesirler hâlinde yayılarak her zerreye ulaşır.
  • Her varlık, belirli bir ruhun kâinat sonuna kadar hizmetine ayrılmış bir tekâmül aracıdır ve o ruhun kâinattaki sembolüdür.
  • Tekâmül ile inkişaf farklı kavramlardır: inkişaf maddedeki ilerleme, tekâmül ise ruhların bu inkişaflara paralel yükselişidir.
  • İnsanların manevi saydıkları bütün durumlar seyyaliyeti artan madde işlevidir; ancak bu hareketlerdeki ifadeler ruha aittir.

Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 30-35

Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 30-35

Paylaş