Tesirler, Hareketler ve Devamlı Tesir Prensibi
Kâinatta hareketin kaynağı olan tesirler, çeşitleri ve devamlı tesir prensibinin işleyişi.
Âlemimizin Aslî Maddesinin Durumu
Kitap, dünyamıza ait aslî maddenin durumunu şöyle açıklar:
"Bütün hâl değiştirmeler, bütün şekil almalar ve şekil değiştirmeler ancak hareketlerle ve hareketlerin çeşitlenmeleri ile mümkün olur. Böyle olunca âlemimizin henüz hiçbir hareketini göstermeyen aslî maddesinin de dünyamıza mahsus hiçbir hâl ve şeklinin hemen hemen mevcut olmaması gerekir. Bu yüzden ona, âlemimizin amorf, yâni şekilsiz maddesi diyoruz."
Kitap bu bilgiyi şöyle tamamlar:
"Şu hâlde aslî madde, dünyamızın idraki karşısında ancak nazarî olarak düşünülüp kabul edilebilen ve görünürde yokluk ifade eden bir realitedir ki bu realitenin, dünyamıza mahsus çeşitli formlarını alabilmesi için, arz küresine ait bir sürü değer kazanması ve inkişaf kademelerinden geçmiş olması lâzım gelir."
Aslî Maddenin İki Özelliği
Kitap, aslî maddenin ikinci özelliğine geçerken şu soruyu ortaya koyar:
"İnsanlar şunu düşünebilirler: Nasıl oluyor da nisbeten âtıl ve hareketsiz olduğu hâlde, yâni âlemimizin hareketlerinden mahrum bulunduğu hâlde aslî madde sonradan sayısız hareketlerle şekiller alarak birtakım inkişaf safhası geçirmeye başlıyor?"
Kalem Örneği
Kitap bu gerçeği somut bir örnekle açıklar:
"Burada herkesin görebileceği bir misalle işe başlayacağız. Şu masanın üzerinde hareketsiz olarak duran bir kalem var. Bu kalem — bünyesinde sayısız hareket mudilelerini taşımakla beraber — odadaki kaba maddelere ve görüş ölçülerimize nisbetle herhangi bir hareketten mahrum bulunmaktadır, yâni kımıldamamaktadır."
Örneğin devamı şöyledir:
"Şimdi, bu kalemi parmağımızla biraz itersek o, yerinden oynar ve ileriye doğru kayar, yâni hareket eder. Bu müşahede, dışarıdan gelen bir tesirle maddenin nasıl harekete geçmekte olduğunu gösterir. Eğer burada tesir makamında bulunan parmağımız kalemi itmese idi o, kendi kendine bu hareketi yapmayacaktı."
Kitap, kalemin gösterdiği ikinci özelliği şöyle belirtir:
"Fakat parmağımızla kalemi ittiğimiz zaman onun buna derhal cevap verdiğini, yâni bir aksiyona karşı hemen reaksiyon gösterdiğini de müşahede ediyoruz. Burada onun, parmağımıza karşı bir mukavemeti mevcut olmasaydı hareket etmesi de mümkün olamazdı. O zaman parmağımız, meselâ dumanın içinde yürüyen bir cisim gibi geçip giderdi."
Aslî Maddenin Formülü
Kitap, aslî maddenin iki özelliğini şu formülle toplar:
"Bizâtihi hareketsiz, şekilsiz ve tesirsiz olan ve kendi kendine hareket etmekten âciz bulunan aslî madde; dışarıdan kendisine gelen her tesire karşı o tesirin şekliyle, istikameti ile, derecesiyle ve şiddeti ile mütenasip olarak harekete geçmek ve etrafındakilere tesir etmek kabiliyetine sahiptir. Yâni maddede kendiliğinden enerji çıkarmak kudreti yoktur. Fakat dıştan gelen tesirle hareket etmek ve enerji tezahürü göstermek imkânları mevcuttur."
Tesirin Devamı Prensibi
Kitap, tesir kesildiğinde ne olacağını kalem örneğiyle açıklar:
"Dışarıdan vâki olan bir tesirle aslî maddede husule getirilen reaksiyon, yâni mukabil hareket, o tesir kesildikten sonra devam etmez."
Kitap, kaleme parmağı yavaşça dokundurma örneğini şöyle tamamlar:
"Elimizi durdurduğumuz zaman onun da hemen durduğunu, tekrar eski hareketsiz hâline döndüğünü görürüz. Şu hâlde bu kalem ancak parmağımızın tesirinin devamı boyunca hareket hâlini muhafaza ediyor, bu tesir ortadan kalktığı anda hareket imkânını kaybediyor."
Fiske örneği de aynı prensibi doğrular:
"Eğer parmağımızla ona kuvvetlice bir fiske vurursak, kalem ancak bu fiske tesirinin devamı müddetince hareket eder, tesirin şiddeti kaybolunca gene durur."
Kitap bu prensibi şöyle özetler:
"Bizâtihi âtıl ve hareketsiz olan aslî madde, ancak dışarıdan aldığı tesirlerle harekete geçebilir ve bu tesirlerin devamı boyunca hareketini muhafaza eder, tesirler ortadan kalkınca tekrar aynı hareketsiz âtıl hâline döner."
Maddenin Gerçek Mahiyeti
Kitap bu bilgiden sonra şu sonuca varır:
"Şu hâlde, dünyamızda madde diye gördüğümüz şeyler aslî maddenin kendisi değil, tesirlerle ilk harekete geçtiği andan itibaren almış olduğu çeşitli şekil ve durumdaki hâlleridir. Hâlbuki bu şekil ve hâller; aslî maddede mevcut hareket imkânlarını kullanan dış tesirlerin muhtelif tezahürlerinden ibarettir."
"Yâni her tesir uyuklayan ve kendi kendine uyanması mümkün olmayan maddedeki hareket kabiliyeti imkânlarından birisini uyandırmaktadır. İşte maddelerin böyle türlü tesirler altında, türlü hareketlere geçerek, türlü hâller almasına, onlarda meknuz bulunan imkânların gerçekleşmesi deriz."
Tesirlerin Kaynağı Meselesi
Kitap, konunun çok önemli bir noktasına gelir:
"Mademki kâinatın aslî cevheri kendi kendine hareket etmek kabiliyetinden mahrum amorf ve âtıl hâldedir, mademki dıştan tesir almadıkça kendiliğinden hiçbir hareket yapmaya muktedir değildir, o hâlde bu amorf ve âtıl cevherde böyle sonsuz hâl ve şekilleri meydana getirerek çeşitli realiteleriyle koca bir kâinatı teşkil eden bu tesirler nereden gelirler?"
Kitap bu sorunun cevabını şöyle verir:
"Öz madde bilgisine ve maddenin mahiyetine göre bu tesirleri kâinat içindeki maddelerin doğurabileceklerini kabul etmek akıl prensiplerine uymaz. Onları kâinatın dışında mevcut olan hakikatlerde aramak zarureti vardır. Ve aslında durum böyledir."
Ruh ve Kâinat Cevheri Ayrımı
Kitap, ruhun yapısını şöyle bildirir:
"İnsanların ruh dedikleri şey de bu cevher üstü hakikatlerin arasında bulunmaktadır. Şu hâlde ruh, kâinat cevherinin ana vasfı olan atalet ve hareketsizlik hâlinin tam zıddını ifade eden bir mahiyet taşır."
Ruh ile kâinat cevheri arasındaki kesin ayrılık şöyle ifade edilir:
"Kâinat cevherlerinde ruha ait hiçbir şey yoktur. Ruhta da kâinat cevherlerine ait hususiyetlerin hiçbirisi mevcut değildir. Kâinatımızda ruhun mahiyetinin tasavvuru ve idraki bahis mevzuu olamaz. Çünkü onu tasvir veya tarif etmeye yetecek kâinat maddeleri içinde hiçbir kelime, hiçbir suret mevcut değildir."
Kitap, insanlığa şu yolu gösterir:
"Ruhun mahiyetini tahlil etmeye çalışmaksızın onun varlığı zaruretini kabul etmek, hakikate en uygun gelen yoldur."
Ruhla kâinat arasındaki mutlak erişilmezlik şöyle belirtilir:
"Ruhla herhangi bir kâinat cevherinin birbiriyle hiçbir cepheden benzerliği, doğrudan doğruya münasebeti, hattâ yakınlığı dahi düşünülemez. Ve bunların birisinden diğerine herhangi bir intikalin, yâni aralarında direkt olarak bir alışverişin vuku bulabileceği mümkün olmaz. Ruhla kâinat cevherleri arasında sonsuz bir erişilmezlik vardır."
Kâinatın İçinde Ne Varsa Maddedir
Kitap, son derece önemli bir gerçeği şöyle bildirir:
"Bir bedenin içinde veya dünyada veyahut kâinatta ruh diye bir şey yoktur. Kâinatın içinde ne varsa hepsi maddedir. Ve her hâdise, her hâl ve şekil ancak, maddenin çeşitli durum ve görünüşlerinden ibarettir."
Temel Noktalar
- Aslî madde kendi başına hareketsiz, şekilsiz ve tesirsizdir; dışarıdan gelen her tesire o tesirin şekli, yönü, derecesi ve şiddetiyle orantılı olarak cevap verir.
- Tesir kesildikten sonra maddedeki hareket de durur; madde tekrar durağan hâline döner (devamlı tesir prensibi).
- Maddelerin türlü hâller alması, onlarda gizli bulunan imkanların tesirlerle gerçekleştirilmesidir.
- Tesirlerin kaynağını kâinat içindeki maddelerin üretebileceğini kabul etmek akıl prensiplerine uymaz; onları kâinatın dışındaki gerçekliklerde aramak zorunludur.
- Ruh ile kâinat cevheri arasında sonsuz bir erişilmezlik vardır; kâinatın içinde ne varsa hepsi maddedir.
- Ruhun yapısını çözümlemeye çalışmadan onun var olma zorunluluğunu kabul etmek, gerçeğe en uygun düşen yoldur.
Kaynak: İlâhî Nizam ve Kâinat, Syf. 13-17
İlgili Konular
Maddenin Hareketleri ve Tezahürleri
Maddenin tesir altında giriştiği hareket çeşitleri ve bu hareketlerin kâinatta nasıl tezahür ettiği.
Düalite Prensibi
Kâinatın iki kutuplu yapısı: ruh-madde, tesir-madde, ahenk-ahenksizlik düaliteleri.
Aslî Prensip ve Kâinat İdare Mekanizması
Kâinatın bütününü idare eden aslî prensip ve bu prensibin tezahür mekanizmaları.